beniyibiriyim:

Merebe.
Bu video, Ecem‘in doğum günü için, binbir türlü emek ve tüm kalbimizdeki sevgiyle hazırlanmıştır.

Tek bişiy dicem;
ECEM SENİ ÇOK SEVİYOZ LAN BİZ!!!
tşk. :))))

0 defa oynatıldı

kavunludondurma:

Fonda Ahmet Kaya.

Ben bu yazıyı yazmaya 11’de başladım, kaçta biter bilmiyorum. Ama 12’yi geçmeden yayınlamayacağım o kesin. Neyse temamız belli: prensesimin doğum günü. Öncelikle bir özet geçeyim: İyi ki doğmuşsun lan! İyi ki varsın! Ve iyi ki TANIŞMIŞIZ! Sen olmasan ne yapardım ben? Açıkça söyleyeyim bir bok yapamazdım.

Sanırım en baştan başlamam gerek. Okulun ilk gününü çok net hatırlıyorum. Sınıfa geldim, herkes birileriyle oturmuş bir ben kalmışım sap. Herkes birileriyle konuşuyor ben öyle bön bön sınıfa bakıyorum. Bir de nasıl çekiniyorum nasıl utanıyorum –niyeyse-. Gittim oturdum boş bir sıraya etrafı inceliyorum. Öğretmenler geliyor teker teker herkes kendini tanıtıyor ama kimsenin ismini aklımda tutamıyorum. Öğretmenler demişim de allah aşkına hazırlıkta kaç öğretmenimiz vardı acaba?! Aman neyse! Ama sen aklımda kalmıştın daha ilk dersten. Yabancısın bir kere. Senin gibi 2 kişi daha vardı sınıfta onları da hemen öğrendim. Konuşmasından anlaşılıyor yabancı olduğu diyorum senin için ama aslında alakası yok. Doğma büyüme Türkiyelisin, benden iyi Türkçe konuşuyorsun. Neremden uydurduysam artık! Sana daha önce de söylediğim gibi soğuk, ketum biri gibi gelmiştin ilk başlarda. İlk iletişimimiz nasıl oldu hatırlamıyorum. Ama öğle teneffüslerinde konuştuğumuzu hatırlıyorum. Çünkü bütün sınıf yemekhanede yiyordu kantinden yiyen 4-5 kişiydik. Ama yine çok iyi bir iletişimimiz yoktu. Ne ara yakınlaştık samimi olduk hatırlamıyorum. Uzun bir süre “Ayy ne kadar soğuk bir kız!” dediğimi hatırlıyorum. Artık öyle değil. Gerçi hala tanımadığın insanlara karşı soğuksun ama bizim öyle bir durumumuz yok tabiki de! Bir yerden sonra biz baya yakınlaşmışız ama nasıl bu hale geldik valla bilmiyorum. Tanışmamız da bu şekilde. Büyük aşklar nefret başlar kanka. asdadkasjkd Off o kadar da söz vermiştim kendime iğrençleşmeyeceğim diye.

Ben sana diyorum ya hep “Fazla iyi bir insansın. Bu kadar iyi olma, üzülürsün.” diye sonuna kadar haklıyım. Hatta az bile söylüyorum. Herkesin nazını çekiyorsun. Abi bu kadar olur mu ya?! Yapma kızım sen üzülüyorsun sonra. Ben bile fark ediyorum bazen kafanı gereksiz yere şişirdiğimi ama sen hiçbir şey demiyorsun. Söylen artık! “Yeter İdil!” de arada sırada. Frenle beni. Biliyorsun sen söylemezsen susmam ben. Gerçi sen söylesen de susmam da neyse karıştırmayalım.

İyilik abidem, ağlama duvarım, canım, prensesim… Ayrıca Yusuf özentilik yapmasın. Sen benim prensesimsin. *huh*

Geçen sene yazın sizde kaldığımda sabah 6’dan sonra efsane saçmalamıştım ya. Hala utanıyorum. Hatırlıyorsundur belki. Bütün gece başını şişirmiştim bir de tam uyuyacakken “Ya salwa…” diye cümleye başlayıp cümlenin sonunda kahkaha attığımızı hatırlıyorum. Zaten zar zor gelen uykumuz iyice açılmıştı. Emine teyze sabah uyanıp “Siz hala yatmadınız mı?” diye azarlamaya gelene kadar da susmamıştık. Geçen sene cidden şaka gibiydim. 2 saniyelik olayları 20 dakikada üstelik defalarca kez anlatıyordum. Şimdi düşündükçe benim içim sıkılıyor. Sen nasıl dayandın benim o hallerime?

Sen var ya dünya tatlısı bir arkadaşsın. Aslında çok kısa zamandır tanışıyoruz ama beni en iyi anlayan insanlardan birisin. Ya düşüncelerimi yargılamıyorsun en başta. Canımsın. Sınırsız saçmalayabildiğim insanlardan birisin yine. Yanında istediğim gibi saçmalayabildiğim insanları çok seviyorum. Seni de çok seviyorum. 

Ben bissürü şey düşünmüştüm buraya yazmak için. Şimdi niye hiçbiri gelmiyor aklıma??? Niye böyle boş boş konuşup saçmalıyorum?? Şükürler olsun ki alışıksın bu hallerime. Zaten normal, ciddi konuşsam asıl o zaman şaşırırdın dimi?

Doğum gününde dilek dileme hakkı olan sensin ama benim de bir dileğim var: Sen çok mutlu ol emi! Hiç üzülme, hiç ağlama, hep gül! Hak ediyorsun çünkü. Hem de sonuna kadar. Ve hep yanımda kal. Ben beni bu kadar iyi anlayan ve bu kadar çok sevdiğim bir insanı kaybetmek istemiyorum. Bencilce gelecek belki ama banane! Şımarık biriyim ben. Hiçbir yere gitmek yok fıstık! Ona göre ayağını denk al. asfdsfbsda

Aslında yazmak istediğim bir sürü şey var ama hiiiçbir şey gelmiyor aklıma. Zaten çok beceremem öyle duygusal seviyorumlu, canımlı, cicimli şeyler yazmayı. Sen şu an hayatımdan çıksan öyle büyük bir boşluğa düşerim ki anla artık sen ne kadar değerli olduğunu benim için. “Ben söyleyemem ama sen anla.”

Ve yazının sonuna eklemek istediğim bir kutlama daha var. Bugün tatlılıktan ölebilecek bir insanın daha doğum günü. Çok iyi tanımıyorum ama iyi ki doğmuşsun Ecem! Sen de iyi ki varsın! Çok çok mutlu olacağın, sevdiklerinle birlikte gülüp eğleneceğin bir hayatın olur inşallah. Küçük not: Melike ile Ekin’in sürprizine bayıldım. Kıskançlıktan çatladım. Sölter’den de konuşmasını istemek için sahip olduğum bütün Almanca bilgimi kullanmışımdır herhalde Melike’yle.

Evet Salwacığım konuyu toparlamam gerekirse doğum günün kutlu olsun. Nice ben’li senelere! Seni çok ama çok seviyorum. Yarın ilk işim kocaman, sıkıca sarılmak olacak sana. Hatta o kadar sıkı sarılmalıyım ki bir yere gidememelisin. Korkma tutkal olayını yapmayacağım. En azından kendime yapıştırmayacağım seni. Verstanden?

Zamanlamam harika saat şu an 00.00 ve ben yeni bitirdim yazımı. Sen bunu tabiki de bu saatte okumayacaksın. Hatta yarın ben okulda zorla tumblr’ı açıp eline tutuşturana kadar da okuyamayacaksın. Ama olsun ben 12’de kutladım diyebilmeliyim en azından kendime. Biliyorsun, doğum günleri benim için önemlidir.

Mutlu yıllar!